Veritas, mayısın ilk haftasında düzenlediği ‘Masters of Wine Weekend Istanbul’da dünyaca ünlü şarap tadımcılarını bir araya getirmişti. Ned Goodwin, Tim Atkin, Tim Hanni, Frank Smulders, Peter McCombie, Joel Butler ve Nick Adams gibi yazarlar Türkiyeli üreticilerin şaraplarını kör tadımla değerlendirmişti.
Tadımlara katılan 19 marka arasından Barbare, Büyülübağ, Doluca, Kavaklıdere, Kayra, LA Wines (İdol), Likya, Pamukkale, Prodom, Sarafin, Sevilen, Vinkara ve Melen’e ait 29 şarap neredeyse tam puan alarak övgüye değer bulunmuştu.
Uzmanlar 100 üzerinden puan veriyor. Buna göre 95 ve üstü olağanüstü müstesna, 94-90 arası sıra dışı karakter ve stile sahip, 89-85 arasını çok iyi özelliklere sahip, 84-80 arası iyi yapılmış sağlam, 75-79 arası ortalama, 74 ve altı da ortalama altı, sıradan olarak tanımlanıyor.
Aldığı puan ne olursa olsun bu gibi değerlendirmelerin tüm üreticilere, bir bütün halinde düşündüğümüzde tüm sektöre büyük bir faydası var. Bu değerlendirmeleri sayesinde üreticiler puanlama sistemi ile tanıştı. Şaraplarının düzeyini öğrendi. Yarışmalar tüketiciyi daha iyiye yöneltiyor.
Şimdilik Türk şarapçılığının üzerindeki en büyük sorun fiyatların yüksekliği. Bu durumsa tam bir kelebek etkisi yaratıyor. Bir yandan ihracat kapısı kapanıyor diğer yandan yerli tüketici iyi şaraba ulaşamıyor. En ucuzunu içtiğinde ise şarabı sevmesi, ertesi sabah kendini iyi hissetmesi mümkün değil.
Türkiye’de son yıllarda gerçekten de çok iyi, dünya standartlarını tutturmuş şaraplar yapılıyor. Ama bunların birçoğunun fiyatı 50-120 fiyat aralığında ve üretimleri çok az olduğu için ulaşmak çok zor.
Bu yüzden de beni 3000 şişe üretilmiş 70-80 liraya satılan bir şarabın aldığı 92 puandan, 30-80 bin şişe üretilen 25-30 fiyat aralığında satılan şarapların aldığı 89-91 arası puanlar çok daha mutlu ediyor. Bir de yüksek puan alan şarap yerli üzüm cinslerimizden yapıldıysa mutluluk iki katına çıkıyor.
Beyazlardan 91 puan alan 2010 Doluca DLC Sultaniye Emir; kırmızılardan 90 puan alan 2008 Doluca Kav Tuğra Öküzgözü; 89 puan alan 2010 Kavaklıdere Ancyra Syrah , Vin-Art Kalecik Karası-Syrah fiyat kalite dengesini tutturmuş olmalarıyla da artı bir övgüyü hak ediyorlar.
Tabii ki hepimizin ağız tadı farklı. Kimimiz yumuşak, kimimiz köşeli, güçlü, kimimiz fıçıda dinlenmiş kimimiz taze aromaları yüksek şarapları seviyor.
Ama fiyat farklılıklarını bir kenara bırakacak olursak, benim bu tadımda yukarıda saydıklarıma ek olarak favorilerim Kavaklıdere 2009 Pendore Syrah, 2010 Likya Vineyards Syrah, 2009 Barbare Elegance, 2009 Vinkara Mahzen Kalecik Karası, 2010 Prodom Petit Verdot ve 2007 Büyülübağ Cabernet Sauvignon oldu.
90 puan üzerine çıkan şaraplar ve fiyatları
2009 Kavaklıdere Pendore Syrah 92 puan, 26.500 şişe 58 TL
2007 Büyülübağ Cabernet Sauvignon 91 puan, 10.000 şişe 40 TL
2009 Kavaklıdere Vin-Art Kalecik Karsı-Syrah 91 puan, 25.000 şişe 22.90 TL
2008 Kavaklıdere Prestige Öküzgözü 91 puan, 26.500 şişe 45 TL
2010 DLC Sultaniye Emir 91puan 27.500 şişe 25 TL
Wednesday, June 8, 2011
Asistanliktan zirveye
Türk pop müziğinin ünlü isimlerinden Mustafa Sandal, Fikiron Sağlık Ürünleri isimli şirketi ile sağlık ve güzellik ürünleri pazarlayacak. Sandal, şu sıralar ortağıyla birlikte getirecekleri markaların görüşmelerini yapıyor…
Mustafa Sandal, ismini kamuoyu 1990’ların başında duydu. “Suç Bende” isimli albümüyle bir anda Türkiye’nin starları arasına girmişti. Hem söz yazan hem beste yapan bir sanatçı kimliğiyle öne çıkmıştı. Şarkıcılığa devam eden Sandal, son dönemlerde sinema filmlerinde de yer almaya başladı. Geçen yıl vizyonda olan New York’ta Beş Minare filmindeki performansı da sinema eleştirmenlerinden olumlu not almıştı.
“Musti” lakaplı Mustafa Sandal’ın, sanatçı kimliğinin yanında girişimci özelliğinin de olduğunu biliyor muydunuz? Üniversite eğitimini ABD’de yapan Sandal, ilk şirketini 1997 yılında kurdu. Yada Müzik Film Yapım isimli şirketi, sanatçının konserlerini organize ediyor, albümlerinin yapımcılığını üstleniyor. Sandal, 2006 yılında ortağı restoran işletmecisi Cüneyt Kurt ile Bodrum Gündoğan Koyu’nda restoran işine girer. 2008 yılında Bu ortaklıktan fiilen ayrılan Sandal, şu sıralar yeni bir girişim için adım attı. Geçen hafta Fikiron Sağlık Ürünleri Satış Pazarlama Limited unvanıyla yeni bir şirket kuran Sandal, şirketin adından da anlaşılacağı üzere sağlık ve güzellik ürünleri pazarlayacak. Konu ile ilgili olarak fazla bilgi vermek istemeyen Mustafa Sandal, kısaca şu açıklamayı yaptı:
“Şirket daha çok yeni. Henüz tam olarak hangi markayı ve ürünleri getireceğimiz konusunda bir karar vermedik. Fizibilite çalışmalarımız devam ediyor. Yakın zamanda durumu netleştireceğiz. Bu nedenle şu aşamada daha fazla bilgi vermek istemiyorum. Sağlık ve güzellik ürünlerine dönük bir çalışma yapıyoruz. Mağaza mı açacağız, yoksa satış noktalarına mı ürün pazarlayacağız henüz netleştirmedik. Sağlık ve güzellik ürünleri pazarında yer almak istiyoruz.” Diyor.
İKİ BAŞARISIZ GİRİŞİM…
Musti’yi yakalamışken eski işlerini de sormadan edemedik. Yada Müzik Film şirketinin konserlerini ve albümlerini çıkarmaya devam ettiğini söyleyen Sandal, “Restoran işine girmiştik. Bodrum Gündoğan Koyu’nda hizmet veren güzel bir restorandı. İsmi Otto Restaurant idi. Fakat Bodrum’da hayat 45-50 günle sınırlı. Okullar açıldığı andan itibaren in cin top oynuyor. Karlı bir iş değildi. Bu nedenle bu işten ayrıldım. Restoranı şu anda Emir ve Emre kurt kardeşler işletiyor” diyor. Mustafa Sandal’ın bir de Bodrum’da Mandal ismiyle butik otel macerası var. Sandal’ın bu oteldeki ortaklığı da bitmiş.
Asistanlıktan zirveye…
Mustafa Sandal, 11 Ocak 1970'de İstanbul'da dünyaya geldi. 6-7 yaşından itibaren müzikle iç içe oldu. Lise eğitimini İsviçre'de üniversite eğitimini de Amerika'da yaptı. Müzik kariyeri, Türkiye'nin müzik yolundaki mihenk taşları; Onno Tunç, Selçuk Başar, Uğur Başar, Garo Mafyan gibi önemli isimlere asistanlık yaparak başladı. İlk eserlerini Zerrin Özer, Hakan Peker, Yonca Evcimik, Ayşegül Aldinç ile yaptı.
Yakaladığı bu süreç içinde Türk Pop Müziği'nde besteleri ve sözleriyle oldukça büyük talep gördü. Sadece söz ve bestelerle böylesine bir popülerliği yakalamak Türkiye'de az rastlanan bir durumdu. Ve 1994 yılında "Suç Bende" ile patlama yaptı. 1.5 milyon kaset ve 200 bin adetlik CD satışı ile Mustafa Sandal artık Türkiye'nin starıydı. Yurtiçinde 140 ve Avrupa'da 30 konser ile bir rekora ulaştı.1996'da müzik çalışmalarını başka bir pencereden devam ettirmek için Londra'ya yerleşti.
İki yılın ardından "Gölgede Aynı" albümüyle döndü. Satışlar yine rekor bir rakamı gösteriyordu. 2 milyon kaset ve 600 bin CD. Ve tabii rekor konser programı ile de geldi; tam 140 konser... "Gölgede Aynı"yı ilk albümden ayıran özellik tamamen Mustafa Sandal Prodüksiyonu olmasıydı. Sandal 2000 yılından sonra ise aynı başarıyı yakalayamadı. Son yıllarda sinema filmlerinde rol almaya başlayan sanatçı, eleştirmenlerden ve izleyicilerden iyi puan aldı. Sanatçı kimliğinde başarılı olan Sandal, iş girişimlerinin ikisinde geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bakalım son işinde ne kadar başarılı olacak zaman gösterecek…
Mustafa Sandal, ismini kamuoyu 1990’ların başında duydu. “Suç Bende” isimli albümüyle bir anda Türkiye’nin starları arasına girmişti. Hem söz yazan hem beste yapan bir sanatçı kimliğiyle öne çıkmıştı. Şarkıcılığa devam eden Sandal, son dönemlerde sinema filmlerinde de yer almaya başladı. Geçen yıl vizyonda olan New York’ta Beş Minare filmindeki performansı da sinema eleştirmenlerinden olumlu not almıştı.
“Musti” lakaplı Mustafa Sandal’ın, sanatçı kimliğinin yanında girişimci özelliğinin de olduğunu biliyor muydunuz? Üniversite eğitimini ABD’de yapan Sandal, ilk şirketini 1997 yılında kurdu. Yada Müzik Film Yapım isimli şirketi, sanatçının konserlerini organize ediyor, albümlerinin yapımcılığını üstleniyor. Sandal, 2006 yılında ortağı restoran işletmecisi Cüneyt Kurt ile Bodrum Gündoğan Koyu’nda restoran işine girer. 2008 yılında Bu ortaklıktan fiilen ayrılan Sandal, şu sıralar yeni bir girişim için adım attı. Geçen hafta Fikiron Sağlık Ürünleri Satış Pazarlama Limited unvanıyla yeni bir şirket kuran Sandal, şirketin adından da anlaşılacağı üzere sağlık ve güzellik ürünleri pazarlayacak. Konu ile ilgili olarak fazla bilgi vermek istemeyen Mustafa Sandal, kısaca şu açıklamayı yaptı:
“Şirket daha çok yeni. Henüz tam olarak hangi markayı ve ürünleri getireceğimiz konusunda bir karar vermedik. Fizibilite çalışmalarımız devam ediyor. Yakın zamanda durumu netleştireceğiz. Bu nedenle şu aşamada daha fazla bilgi vermek istemiyorum. Sağlık ve güzellik ürünlerine dönük bir çalışma yapıyoruz. Mağaza mı açacağız, yoksa satış noktalarına mı ürün pazarlayacağız henüz netleştirmedik. Sağlık ve güzellik ürünleri pazarında yer almak istiyoruz.” Diyor.
İKİ BAŞARISIZ GİRİŞİM…
Musti’yi yakalamışken eski işlerini de sormadan edemedik. Yada Müzik Film şirketinin konserlerini ve albümlerini çıkarmaya devam ettiğini söyleyen Sandal, “Restoran işine girmiştik. Bodrum Gündoğan Koyu’nda hizmet veren güzel bir restorandı. İsmi Otto Restaurant idi. Fakat Bodrum’da hayat 45-50 günle sınırlı. Okullar açıldığı andan itibaren in cin top oynuyor. Karlı bir iş değildi. Bu nedenle bu işten ayrıldım. Restoranı şu anda Emir ve Emre kurt kardeşler işletiyor” diyor. Mustafa Sandal’ın bir de Bodrum’da Mandal ismiyle butik otel macerası var. Sandal’ın bu oteldeki ortaklığı da bitmiş.
Asistanlıktan zirveye…
Mustafa Sandal, 11 Ocak 1970'de İstanbul'da dünyaya geldi. 6-7 yaşından itibaren müzikle iç içe oldu. Lise eğitimini İsviçre'de üniversite eğitimini de Amerika'da yaptı. Müzik kariyeri, Türkiye'nin müzik yolundaki mihenk taşları; Onno Tunç, Selçuk Başar, Uğur Başar, Garo Mafyan gibi önemli isimlere asistanlık yaparak başladı. İlk eserlerini Zerrin Özer, Hakan Peker, Yonca Evcimik, Ayşegül Aldinç ile yaptı.
Yakaladığı bu süreç içinde Türk Pop Müziği'nde besteleri ve sözleriyle oldukça büyük talep gördü. Sadece söz ve bestelerle böylesine bir popülerliği yakalamak Türkiye'de az rastlanan bir durumdu. Ve 1994 yılında "Suç Bende" ile patlama yaptı. 1.5 milyon kaset ve 200 bin adetlik CD satışı ile Mustafa Sandal artık Türkiye'nin starıydı. Yurtiçinde 140 ve Avrupa'da 30 konser ile bir rekora ulaştı.1996'da müzik çalışmalarını başka bir pencereden devam ettirmek için Londra'ya yerleşti.
İki yılın ardından "Gölgede Aynı" albümüyle döndü. Satışlar yine rekor bir rakamı gösteriyordu. 2 milyon kaset ve 600 bin CD. Ve tabii rekor konser programı ile de geldi; tam 140 konser... "Gölgede Aynı"yı ilk albümden ayıran özellik tamamen Mustafa Sandal Prodüksiyonu olmasıydı. Sandal 2000 yılından sonra ise aynı başarıyı yakalayamadı. Son yıllarda sinema filmlerinde rol almaya başlayan sanatçı, eleştirmenlerden ve izleyicilerden iyi puan aldı. Sanatçı kimliğinde başarılı olan Sandal, iş girişimlerinin ikisinde geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bakalım son işinde ne kadar başarılı olacak zaman gösterecek…
Tuesday, June 7, 2011
Kandil Kebabi Tarifi
Malzemeleri
750 gr kuşbaşı koyun eti,
4 adet soğan,
2 adet domates,
2 yemek kaşığı margarin,
2 tatlı kaşığı kekik,
1 demet maydanoz,
1 yemek kaşığı tuzot,
3 adet yufka,
Karabiber,
3 adet patates,
1 çay bardağı zeytinyağı,
1 adet yumurta,
Hazırlanışı
Ufak ufak doğranmış koyun eti, margarin, rendelenmiş soğan ile etleri suyunu çekinceye kadar pişirin. Doğranmış domates, kekik ve kıyılmış maydanoz ilave edin. 1 bardak sıcak su ilave ederek pişirin. Yufkaları 4′e bölün. Zeytinyağı ile yağlayın. Ortalarına etli harçtan koyup bohça şeklinde katlayın. Uçlarına ve üzerine yumurta sarısı sürüp 180 derece ısıtılmış fırında pişirin.
750 gr kuşbaşı koyun eti,
4 adet soğan,
2 adet domates,
2 yemek kaşığı margarin,
2 tatlı kaşığı kekik,
1 demet maydanoz,
1 yemek kaşığı tuzot,
3 adet yufka,
Karabiber,
3 adet patates,
1 çay bardağı zeytinyağı,
1 adet yumurta,
Hazırlanışı
Ufak ufak doğranmış koyun eti, margarin, rendelenmiş soğan ile etleri suyunu çekinceye kadar pişirin. Doğranmış domates, kekik ve kıyılmış maydanoz ilave edin. 1 bardak sıcak su ilave ederek pişirin. Yufkaları 4′e bölün. Zeytinyağı ile yağlayın. Ortalarına etli harçtan koyup bohça şeklinde katlayın. Uçlarına ve üzerine yumurta sarısı sürüp 180 derece ısıtılmış fırında pişirin.
Sebzeli Kofte Tarifi
Malzemeleri
1 adet orta boy havuç
1 adet orta boy kereviz
1 adet orta boy pırasa
Birkaç dal karnabahar
2 adet patates
2 adet taze soğan
1 demet maydanoz
2 adet yumurta
1 kase galete unu
1 kase un
Tuz, karabiber
Kızartmak için:
1 su bardağı sıvı yağı
Hazırlanışı
Önce kerevizi, havucu ve patatesi iyice yıkayalım. Hepsini bir tencereye alıp, üzerine su ilave edelim. Yumuşayana dek haşlayalım. Önce kerevizin kök kısmını derince ve düz bir şekilde keselim. Kabuğunu soyalım. Rendenin iri tarafı ile rendeleyelim. Patates ve havucu da soyduktan sonra rendeleyelim. Pırasayı boyuna dörte kesip, küçük doğrayalım. Karnabaharı robottan geçirelim. Taze soğanı küçük doğrayalım. Tavaya 2-3 çorba kaşığı sıvı yağ koyalım. Karnabahar, soğan ve pırasayı yağda soteleyelim. Sebzeler yumuşadığında tavayı ateşten alalım. Haşanan diğer sebzelerin üzerine ekleyelim. İçine 2 yumurtanın sarısını, kıyılmış maydanozu, tuz ve karabiberi ilave edeilm. İyice karıştıralım. Malzemeler bütünleşince elimizde yuvarlak şekil verelim. Yumurta aklarını 1 tutam tuzla birlikte çırpılmış yumurta akına son olarak galete ununa bulayalım. Kızgın sıvı yağda kızartalım. Fazla yağını süzmek için kağıt havlusunun üzerine çıkaralım. Sıcak olarak servis yapalım.
1 adet orta boy havuç
1 adet orta boy kereviz
1 adet orta boy pırasa
Birkaç dal karnabahar
2 adet patates
2 adet taze soğan
1 demet maydanoz
2 adet yumurta
1 kase galete unu
1 kase un
Tuz, karabiber
Kızartmak için:
1 su bardağı sıvı yağı
Hazırlanışı
Önce kerevizi, havucu ve patatesi iyice yıkayalım. Hepsini bir tencereye alıp, üzerine su ilave edelim. Yumuşayana dek haşlayalım. Önce kerevizin kök kısmını derince ve düz bir şekilde keselim. Kabuğunu soyalım. Rendenin iri tarafı ile rendeleyelim. Patates ve havucu da soyduktan sonra rendeleyelim. Pırasayı boyuna dörte kesip, küçük doğrayalım. Karnabaharı robottan geçirelim. Taze soğanı küçük doğrayalım. Tavaya 2-3 çorba kaşığı sıvı yağ koyalım. Karnabahar, soğan ve pırasayı yağda soteleyelim. Sebzeler yumuşadığında tavayı ateşten alalım. Haşanan diğer sebzelerin üzerine ekleyelim. İçine 2 yumurtanın sarısını, kıyılmış maydanozu, tuz ve karabiberi ilave edeilm. İyice karıştıralım. Malzemeler bütünleşince elimizde yuvarlak şekil verelim. Yumurta aklarını 1 tutam tuzla birlikte çırpılmış yumurta akına son olarak galete ununa bulayalım. Kızgın sıvı yağda kızartalım. Fazla yağını süzmek için kağıt havlusunun üzerine çıkaralım. Sıcak olarak servis yapalım.
Monday, June 6, 2011
Sultan Enginar Tarifi
Malzemeleri
4 adet enginar,
10-15 adet arpacık soğan,
1 adet havuç,
1 adet patates,
4 yemek kaşığı konserve bezelye,
1/2 su bardağı zeytinyağ,
1 yemek kaşığı tozşeker,
1 yemek kaşığı tuz,
1 limon suyu,
1 su bardağı kaynar su,
1/2 demet dereotu.
Hazırlanışı
Soyulmuş enginarları limon suyu ile ovun. Tencereye yerleştirin. Zeytinyağını bir tencerede kızdırın. Soyulmuş arpacık soğanları 5 dakika kavurun. Havuç ve patatesleri soyup, zar şeklinde doğrayıp, soğana ilave edin. Biraz kavrulunca bezelyeyi katın. Enginarların ortalarına yerleştirin. 1 su bardağı kaynar su ilave ederek, tencerenin ağzını kapatın. Yumuşayıncaya kadar pişirin. Soğuyunca servis tabağına alıp, dereotu ile süsleyip servis yapın.
4 adet enginar,
10-15 adet arpacık soğan,
1 adet havuç,
1 adet patates,
4 yemek kaşığı konserve bezelye,
1/2 su bardağı zeytinyağ,
1 yemek kaşığı tozşeker,
1 yemek kaşığı tuz,
1 limon suyu,
1 su bardağı kaynar su,
1/2 demet dereotu.
Hazırlanışı
Soyulmuş enginarları limon suyu ile ovun. Tencereye yerleştirin. Zeytinyağını bir tencerede kızdırın. Soyulmuş arpacık soğanları 5 dakika kavurun. Havuç ve patatesleri soyup, zar şeklinde doğrayıp, soğana ilave edin. Biraz kavrulunca bezelyeyi katın. Enginarların ortalarına yerleştirin. 1 su bardağı kaynar su ilave ederek, tencerenin ağzını kapatın. Yumuşayıncaya kadar pişirin. Soğuyunca servis tabağına alıp, dereotu ile süsleyip servis yapın.
Lokum gibi bir hayat hikayesi
İşadamı Mehmet Garan'dan boşandıktan sonra ortalarda pek görünmeyen kendisini işine ve yaratıcılığa adayan başarılı girişimci Zeynep Keyman 'Lokum İstanbul' markası adı altında birçok işe imza atıyor. Tek amacı kendi kültürünü dünyaya pazarlamak olan Keyman, boşandıktan sonra ilk defa özel hayatı ve iş hayatıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
- ‘Lokum İstanbul’ markasını yaratma fikri nasıl doğdu?
Marka ismimi aldığımda ne yapacağımı bilmiyordum. Ama Türkiye ile ilgili bir şey yapacağım kesindi. Bende ilk iş olarak bu ismi almam gerektiğini düşündüm. Ülkemize özgü unutulmaya yüz tutmuş ve bir kenara itilmiş lokum ve kolonya gibi değerlerimizi günümüze uyarlayıp insanlara yeniden hatırlatmak istedim.
- Lokum İstanbul bünyesine hangi ürünleri kattınız?
Bundan dört sene önce Türkiye’ de kişiye özel matbu olmadığını farkına vardım. Halbuki yurtdışında neredeyse her çevreye ait kişisel matbu markası ve dükkan var. Mağazaya girip istediğiniz yazı karakterini seçiyorsunuz. Baskı tekniğini yazı rengini seçip ısmarlıyorsunuz. Bende Türkiye'de aynısı yaptım. Ülkemizde daha önce böyle bir uygulama olmadığı için 1 senem bunu anlatmakla geçti. Lokumların ise hak ettiği yerde olmadığını gördüm. Kültürümüzün bir parçası olsa da ucuz kutularda sergileniyordu. Lokumları farklı aromalarla zenginleştirdik. Kolonya konusunda da çok zayıf olduğumuzu düşündüm limon ve lavantadan başka kolonya çeşitimiz olmadığını farkına vardıktan sonra gül, ıhlamur, mimoza, mandalina, çay, incir ve lime kolonyalarını bünyemize kattık. Patentini aldığım diğer bir ürün de 'Toile de Jouy' deseninde üretilen kumaş ve duvar kağıtı. Avusturya'da dünya devlerinin basıldığı bir fabrikada basılıyor.
- Lokum, kolonya, kişiye özel matbu, kumaş derken birçok alana yayılmışsınız. Bu ürün yelpazenize yenileri de eklenecek mi?
Taze ve doğal ürünlerle Changa Restoran bana özel çikolata koleksiyonu hazırlıyor. Uzun süre saklamadan hemen tüketmek koşuluyla satacağız. Kiloyla satmak yerine şık kutularda tek tek müşterilerimize sunacağız. Ayrıca insanların şimdiki hayat şartlarında evde reçel yapması çok zor. Malum meyveler de çok hormonlu. Eski kavanoz reçellerden maalesef artık kalmadı. Benim de zaman zaman ev reçeli sıkıntısı çektiğim oldu. Ne kadar stoklasanız da çok sevilen reçeller hemen tüketiliyor. Bu açığı kapatmak için de tamamen organik meyvelerle hazırladığımız ev reçellerini de tüketiciyle buluşturacağız.
- Lokum İstanbul olarak ''Türkiye'de bunu ilk biz yaptık'' dediğiniz ürünler var mı?
Elbette var olmaz mı? Tek tek elle poşetlere sarılan lokumlar, rengarenk farklı şekilde ve farklı aromlarda akide şekerleri, lokumun aromasıyla aynı renkte pudra şekeri. Mesela menekşeli lokumun pudra şekeri de menekşe renginde.
- Bize özgü değerlerimizi unutturmamak adına kültürümüze sahip çıkıyorsunuz. Bununla ilgili başka çalışmalarınız da olacak mı?
Ağustosta ‘Lokum İstanbul’ adında bir kitabım çıkıyor. Kitap hem türkçe hem de ingilizce olarak basılacak. Markamla da örtüşüyor ama benim markamın kitabı değil hizmet babında hazırlıyorum. Lokumu nasıl yapıldığını anlatıyor. İçindeki kitap ayracımız bile akide şekeri kokuyor. Lokumun tarihçesini anlatacak. Dünyada çikolatanın kitabı var lokumun neden olmasın? Genç nesil de lokumu tanıyacak. Bazı değerlerimiz çok itildi ve geçmişte kaldı. Bunları yeniden modernize ederek genç nesillere aktarmak istiyoruz.
- Ürünlerinizin nerede kullanıldğını görmek sizi çok gururlandırırdı?
Cumhurbaşkanlığı köşkünde Türk kahvesinin yanında özel el sarması lokumlarımızın servis edildiğini görmek ya da başbakanın uçağında 'Lokum' kolonyalarının sunulması benim en büyük hayalim.
- Kişiye özel matbu ve düğün davetiyeleri de tasarlıyorsunuz. Bizim tanıdığımız isimler de var mı müşterileriniz arasında?
Bin Ladin'in kız kardeşi, Turgut Yılmaz, Kuveyt Şeyhi Alsabah'ın karısı, Güler Sabancı, Ümit Boyner, Suzan Sabancı ve Sevil Sabancı.
- Lokum İstanbul markasını yaratırken çevrenizden ne gibi yorumlar aldınız?
Çevremden birçok olumsuz eleştiri aldım. ‘Çocukların var zaten sosyal hayatın kısıtlı, vaktin bölünecek’’ gibi eleştiriler… Bir o kadar da beni motive edici yorumlar aldım. Bir işe karar verdikten sonra çevreniz sizi çok etkileyemiyor. Ülkemizde, sizi az tanıyan insanlar bile hayatınız hakkında size fikir verebiliyor. Yurtdışında insanlar çok mesafeli. İyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorum sadece bir bakış açısı bu.
-İş hayatında fazla mükemmeliyetçi olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Neredeyse her dakika işimin başındayım ama istediğim yere ulaşmadım daha. Hala lokum kutularımda bile bir kusur arıyorum. Mükemmelliyetçiyim ama bu şekilde var olduğumu hissediyorum, yorucu olsa da... Allah bizi o kadar mükemmel yaratmış ki, bize yapabileceğimizin en iyisini yapmalıyız. Ölene kadar bildiğimin en iyisini yapmak zorundayım. İş hayatında çok sabırsızım. O beni bazen yoruyor.
- Bütçesi kısıtlı ama girşimci kadınların başarılı olması için tavsiyeleriniz neler?
Ben bu işe küçük bir sermaye ile başladım. Küçük bütçelerle işe giriştim yaptıkça onun getirdiği kar ve başarıyla diğer işlere giriştim. Kadınlara tavsiyem çok çalışmak, cesur olmak ve başkalarının etkisi altında kalmamak.
'BOŞANDIKTAN SONRA MUTFAĞA GİRMEDİM'
- Lokuma yeni bir tat kazandırma fikri aklınıza geldiğine göre mutfakla aranız iyi olmalı?
Boşandıktan sonra mutfağa girmedim. Çok meraklıyım ancak çok zaman ayıramıyorum. İşim çok yoğun, genelde yorgun oluyorum çok basit yemekler yapıyorum. Ama arada mutlaka giriyorum mutfağa.
- Kolonyalarınızın esanslarını da yine kendiniz yaratıyorsunuz. Kokulara da meraklısınız sanırım...
Şu an yaptığım işin başı merak. Çocukluğumdan beri koku ilgi alanımdı. Bütün kokulara çikolatalara, parfümlere kremlere meraklıydım. Gözümü bunların içinde açtım. Şahane bir ev kadını annem var. Biz okuldan geldiğimizde ev mis gibi pasta kokardı. Her tarafta taze çiçekler olurdu. Annem kanalıyla böyle bir dünyaya girdim hiç fark etmeden. Yani her şeyin tazesi pişerdi. Kapıdan girerdim ev firezya kokardı.
-Size çocukluğunuzu hatırlatan koku hangisi peki?
Çiçek, pasta ve kek kokuları.
- İşadamı Mehmet Garan’dan geçtiğimiz sene boşandınız. Daha sonraki süreçte neler değişti hayatınızda?
22 senelik evlilikten sonra etkilenmemek mümkün değil. Ben hayatı çok seviyorum hayat her zaman düz gitmiyor. Dolayısıyla hayat devam ediyor. Hayattaki en büyük şey sağlık…İyi ki çocuklarım var, iyi ki işim var. İnsanın hayatta bir kere seveceğine inanmıyorum. Onun için hiçbir şey için pişman değilim. Yaşanmış her şey çok güzel ve çok değerliydi. Iki harika çocuğum var hayat devam ediyor. Onun da yeri ayrı. Zor bir dönemden geçti. En başında yalnız olmak anlamında çok zordu. Hayatı seven inanan ve dolu dolu yaşayan bir insan olduğum için yapmak istedikleri şeyleri ertelememelerini tavsiye ediyorum.
- Sizi ünlü kafelerde ya da alışveriş merkezlerinde göremiyoruz. Bunu özellikle mi tercih ediyorsunuz?
Sebep çok meşgulum... Güzel şeyler üretmek istiyorum. İnsan her yerde her zaman olamaz, enerjiler bölünüyor. Hayatımın öyle bir devresindeyim ki konsantrasyonumu bozmak istemiyorum. Zamanında çok dolu yaşadım. Zamanında her şeye doydum. Herkesin hayata karşı bir duruşu var. Çünkü o zaman oradaki insanları zor durumda bırakmış olurum şu anda böyle bir devreden geçiyorum. Bana o tip şeyler üçüncü planda geliyor. Bazı şeylere doydum diyebilirim.
- ‘Lokum İstanbul’ markasını yaratma fikri nasıl doğdu?
Marka ismimi aldığımda ne yapacağımı bilmiyordum. Ama Türkiye ile ilgili bir şey yapacağım kesindi. Bende ilk iş olarak bu ismi almam gerektiğini düşündüm. Ülkemize özgü unutulmaya yüz tutmuş ve bir kenara itilmiş lokum ve kolonya gibi değerlerimizi günümüze uyarlayıp insanlara yeniden hatırlatmak istedim.
- Lokum İstanbul bünyesine hangi ürünleri kattınız?
Bundan dört sene önce Türkiye’ de kişiye özel matbu olmadığını farkına vardım. Halbuki yurtdışında neredeyse her çevreye ait kişisel matbu markası ve dükkan var. Mağazaya girip istediğiniz yazı karakterini seçiyorsunuz. Baskı tekniğini yazı rengini seçip ısmarlıyorsunuz. Bende Türkiye'de aynısı yaptım. Ülkemizde daha önce böyle bir uygulama olmadığı için 1 senem bunu anlatmakla geçti. Lokumların ise hak ettiği yerde olmadığını gördüm. Kültürümüzün bir parçası olsa da ucuz kutularda sergileniyordu. Lokumları farklı aromalarla zenginleştirdik. Kolonya konusunda da çok zayıf olduğumuzu düşündüm limon ve lavantadan başka kolonya çeşitimiz olmadığını farkına vardıktan sonra gül, ıhlamur, mimoza, mandalina, çay, incir ve lime kolonyalarını bünyemize kattık. Patentini aldığım diğer bir ürün de 'Toile de Jouy' deseninde üretilen kumaş ve duvar kağıtı. Avusturya'da dünya devlerinin basıldığı bir fabrikada basılıyor.
- Lokum, kolonya, kişiye özel matbu, kumaş derken birçok alana yayılmışsınız. Bu ürün yelpazenize yenileri de eklenecek mi?
Taze ve doğal ürünlerle Changa Restoran bana özel çikolata koleksiyonu hazırlıyor. Uzun süre saklamadan hemen tüketmek koşuluyla satacağız. Kiloyla satmak yerine şık kutularda tek tek müşterilerimize sunacağız. Ayrıca insanların şimdiki hayat şartlarında evde reçel yapması çok zor. Malum meyveler de çok hormonlu. Eski kavanoz reçellerden maalesef artık kalmadı. Benim de zaman zaman ev reçeli sıkıntısı çektiğim oldu. Ne kadar stoklasanız da çok sevilen reçeller hemen tüketiliyor. Bu açığı kapatmak için de tamamen organik meyvelerle hazırladığımız ev reçellerini de tüketiciyle buluşturacağız.
- Lokum İstanbul olarak ''Türkiye'de bunu ilk biz yaptık'' dediğiniz ürünler var mı?
Elbette var olmaz mı? Tek tek elle poşetlere sarılan lokumlar, rengarenk farklı şekilde ve farklı aromlarda akide şekerleri, lokumun aromasıyla aynı renkte pudra şekeri. Mesela menekşeli lokumun pudra şekeri de menekşe renginde.
- Bize özgü değerlerimizi unutturmamak adına kültürümüze sahip çıkıyorsunuz. Bununla ilgili başka çalışmalarınız da olacak mı?
Ağustosta ‘Lokum İstanbul’ adında bir kitabım çıkıyor. Kitap hem türkçe hem de ingilizce olarak basılacak. Markamla da örtüşüyor ama benim markamın kitabı değil hizmet babında hazırlıyorum. Lokumu nasıl yapıldığını anlatıyor. İçindeki kitap ayracımız bile akide şekeri kokuyor. Lokumun tarihçesini anlatacak. Dünyada çikolatanın kitabı var lokumun neden olmasın? Genç nesil de lokumu tanıyacak. Bazı değerlerimiz çok itildi ve geçmişte kaldı. Bunları yeniden modernize ederek genç nesillere aktarmak istiyoruz.
- Ürünlerinizin nerede kullanıldğını görmek sizi çok gururlandırırdı?
Cumhurbaşkanlığı köşkünde Türk kahvesinin yanında özel el sarması lokumlarımızın servis edildiğini görmek ya da başbakanın uçağında 'Lokum' kolonyalarının sunulması benim en büyük hayalim.
- Kişiye özel matbu ve düğün davetiyeleri de tasarlıyorsunuz. Bizim tanıdığımız isimler de var mı müşterileriniz arasında?
Bin Ladin'in kız kardeşi, Turgut Yılmaz, Kuveyt Şeyhi Alsabah'ın karısı, Güler Sabancı, Ümit Boyner, Suzan Sabancı ve Sevil Sabancı.
- Lokum İstanbul markasını yaratırken çevrenizden ne gibi yorumlar aldınız?
Çevremden birçok olumsuz eleştiri aldım. ‘Çocukların var zaten sosyal hayatın kısıtlı, vaktin bölünecek’’ gibi eleştiriler… Bir o kadar da beni motive edici yorumlar aldım. Bir işe karar verdikten sonra çevreniz sizi çok etkileyemiyor. Ülkemizde, sizi az tanıyan insanlar bile hayatınız hakkında size fikir verebiliyor. Yurtdışında insanlar çok mesafeli. İyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorum sadece bir bakış açısı bu.
-İş hayatında fazla mükemmeliyetçi olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Neredeyse her dakika işimin başındayım ama istediğim yere ulaşmadım daha. Hala lokum kutularımda bile bir kusur arıyorum. Mükemmelliyetçiyim ama bu şekilde var olduğumu hissediyorum, yorucu olsa da... Allah bizi o kadar mükemmel yaratmış ki, bize yapabileceğimizin en iyisini yapmalıyız. Ölene kadar bildiğimin en iyisini yapmak zorundayım. İş hayatında çok sabırsızım. O beni bazen yoruyor.
- Bütçesi kısıtlı ama girşimci kadınların başarılı olması için tavsiyeleriniz neler?
Ben bu işe küçük bir sermaye ile başladım. Küçük bütçelerle işe giriştim yaptıkça onun getirdiği kar ve başarıyla diğer işlere giriştim. Kadınlara tavsiyem çok çalışmak, cesur olmak ve başkalarının etkisi altında kalmamak.
'BOŞANDIKTAN SONRA MUTFAĞA GİRMEDİM'
- Lokuma yeni bir tat kazandırma fikri aklınıza geldiğine göre mutfakla aranız iyi olmalı?
Boşandıktan sonra mutfağa girmedim. Çok meraklıyım ancak çok zaman ayıramıyorum. İşim çok yoğun, genelde yorgun oluyorum çok basit yemekler yapıyorum. Ama arada mutlaka giriyorum mutfağa.
- Kolonyalarınızın esanslarını da yine kendiniz yaratıyorsunuz. Kokulara da meraklısınız sanırım...
Şu an yaptığım işin başı merak. Çocukluğumdan beri koku ilgi alanımdı. Bütün kokulara çikolatalara, parfümlere kremlere meraklıydım. Gözümü bunların içinde açtım. Şahane bir ev kadını annem var. Biz okuldan geldiğimizde ev mis gibi pasta kokardı. Her tarafta taze çiçekler olurdu. Annem kanalıyla böyle bir dünyaya girdim hiç fark etmeden. Yani her şeyin tazesi pişerdi. Kapıdan girerdim ev firezya kokardı.
-Size çocukluğunuzu hatırlatan koku hangisi peki?
Çiçek, pasta ve kek kokuları.
- İşadamı Mehmet Garan’dan geçtiğimiz sene boşandınız. Daha sonraki süreçte neler değişti hayatınızda?
22 senelik evlilikten sonra etkilenmemek mümkün değil. Ben hayatı çok seviyorum hayat her zaman düz gitmiyor. Dolayısıyla hayat devam ediyor. Hayattaki en büyük şey sağlık…İyi ki çocuklarım var, iyi ki işim var. İnsanın hayatta bir kere seveceğine inanmıyorum. Onun için hiçbir şey için pişman değilim. Yaşanmış her şey çok güzel ve çok değerliydi. Iki harika çocuğum var hayat devam ediyor. Onun da yeri ayrı. Zor bir dönemden geçti. En başında yalnız olmak anlamında çok zordu. Hayatı seven inanan ve dolu dolu yaşayan bir insan olduğum için yapmak istedikleri şeyleri ertelememelerini tavsiye ediyorum.
- Sizi ünlü kafelerde ya da alışveriş merkezlerinde göremiyoruz. Bunu özellikle mi tercih ediyorsunuz?
Sebep çok meşgulum... Güzel şeyler üretmek istiyorum. İnsan her yerde her zaman olamaz, enerjiler bölünüyor. Hayatımın öyle bir devresindeyim ki konsantrasyonumu bozmak istemiyorum. Zamanında çok dolu yaşadım. Zamanında her şeye doydum. Herkesin hayata karşı bir duruşu var. Çünkü o zaman oradaki insanları zor durumda bırakmış olurum şu anda böyle bir devreden geçiyorum. Bana o tip şeyler üçüncü planda geliyor. Bazı şeylere doydum diyebilirim.
Sabanci mutfakta...
@ Yazdır A- A+ Haberi Paylaş
Facebook Twitter Digg Stumble Upon Yahoo Google Delicious Ana Sayfa/ Söyleşi 04 Haziran 2011 Cumartesi, 14:57:48
Sabancı mutfakta
Glüten hassasiyeti ve besin duyarlılığı olan Aslıhan Koruyan Sabancı,HTKULÜP için mutfağa girdi. Glüten hassasiyeti ve besinlere duyarlı olan kişilere özel yemekler hazırladı.
Röportaj: Aybala ÇALIŞKAN
Fotoğraflar: Hakan YAĞCI
Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda doğal olarak bulunan, gıda sanayiinde kıvam verici olarak kullanılan ’glüten’ maddesi bazı kişilerde çölyak hastalığına neden oluyor. 2006 yılında glüten alerjisi ve besin duyarlılığı olduğunu öğrenen iş adamı Demir Sabancı'nın eşi Aslıhan Koruyan Sabancı, çölyak hastalarının lezzetli yemekler yemesi ve hayatlarını daha mutlu geçirmeleri için 'Glütensiz Gurme Lezzetler' adlı yemek kitabını kaleme aldı. İki buçuk senelik titiz bir çalışmanın ardından 2008 yılında yayınlanan kitabın, geçtiğimiz aylarda da ingilizce baskısı okuyucuyla buluştu. Yemek yapmayı çok seven ve değişik tatlar yaratmaktan keyif alan Sabancı'yı ''Sadece tarif etmek yetmez'' diyerek htkulup.com için İstanbul Marriott Asia'nın mutfağına soktuk.
- Çölyak hastalığı, glüten alerjisi ve glüten duyarlılığı Türkiye'de yeni yeni duyulmaya başladı. Bu konularla ilgili bildiklerinizi paylaşır mısınız?
Çölyak hastalığı, glüten alerjisi ve glüten duyarlılığı çok önemli ve ciddi konular. Kişinin sağlığında büyük rol oynayacak hastalıklar. Bende de glüten hassasiyeti ve besin duyarlılığı var. Çölyak hastalığı buğday, arpa, çavdar gibi tahıllardaki bulunan glüten adında proteine karşı alerjiden kaynaklanmaktadır. Çölyak hastalarının bu besinleri hiç tüketmemeleri gerekir. Hassasiyet olan kişilerde büyük reaksiyon yaratabilir. Az miktarlarda veya dönüşümlü diyet yoluyla bu besinleri tüketebilirler. Kişiler uzman doktorlarla kişiye özel beslenme programlarını ayarlamaları gerekmektedir.
- Besinlere karşı duyarlı olduğunuzu öğrendiğinizde neler hissettiniz?
Glüten hassasiyetim ve besin duyarlılığım olduğunu öğrendiğim de kesinlikle bir diyet uygulamayı düşünmedim. Testlerde hata olabileceğini düşündüm. 2006'da Türkiye'de bu konu çok bilinmiyordu, tek bir kurumda test yapılıyordu. Testler analiz için Türkiye'den yurtdışına gönderiliyordu, analiz edilecek bir kurum bile yoktu. Yurtdışına gönderilirken testlerimin bozulduğunu düşündüm; o kadar inanmadım yani. Bende olan bazı belirtilerinde gıda hassasiyetinden değil de yorgunluk hazımsızlık stres gibi bir takım dış etkenlerden dolayı olduğunu zannettim.
- Bu durumu avantaja çevirebildiniz mi?
Benim gibi yemeği seven ve bundan büyük keyif alan kişiler için büyük dezavantaj. Ama bununla yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenebiliriz. Elimizde böyle bir sorun var ve bununla ne yapabiliriz diye düşünürsek daha kolay çözüme ulaşırız. Elimizde belli malzemeler var bununla ne yemek yapabileceğimizi bilmemiz gerekiyor. İlk başta bana çok dezavantajlı bir durum gibi geldi. Daha sonra bununla mutlu olarak yaşamayı, alışkanlıklarımızı değiştirdiğimiz zaman bununla da mutlu olabileceğimizi anladım.
- Kitabı çıkarmaya ne zaman karar verdiniz?
Rahatsızlığımı 2006 senesinde öğrendikten sonra yaklaşık 8 - 9 ay özel bir diyet uygulamadım. Yurtdışından tarifler araştırdım, kaynak kitaplar aldım. O zamanlar yeterli kaynak kitap da yoktu. Mutfakla da mutlu olarak ilgilendiğim için evimde kendi tariflerimi oluşturmaya başladım ve defterime yazmaya başladım. Böylelikle evimde kendi tariflerimi oluşturmaya başladım. İki buçuk senelik ciddi bir çalışmadan sonra kitabımı çıkardım.
- Çölyak hastalığıyla ilgili diğer kaynakların çoğalmasında kitabınızın öncülük ettiğini düşünüyor musunuz?
Kitabımdan sonra daha çok kaynak çıktı diyebilirim. Benim kitabım çıktıktan sonra değerli profesörlerin yemek kitapları çıktı. Bu benim için çok büyük bir gelişme... Gündem oluşturduğumu düşünüyorum. Bu konuda bilinç arttı. Kaynaklar ve çözümler arttı. Gelecekte bu konuda başka yemek kitapları da yazabilirim.
- Geçtiğimiz aylarda kitabı ingilizce olarak yeniden yazdınız değil mi?
İngilizce baskısını baştan yazdım. Çeviri de yanlış anlaşılmalar olabiliyor, o yüzden bayağı uzun sürdü. İnşallah İngilizceden başka dillere de çevrilir. Yurtdışından talep üzerine ingilizcesini de yazdım. Türk mutfağımız çölyak hastalarına da yurt dışında da hizmet verebilecek. Bende büyük bir mutlulukla kabul ettim.
- Tariflerde kullanılan malzemeler her yerde kolay bulunabiliyor mu?
Kırsal kesimin ulaşamayacağı glutensiz un, kestane unu yumurta tozu glutensiz biskuvi gibi malzemeleri kullanmadan; her yerden temin edilebilecek malzemelerle yemekleri tarif etmeye dikkat ettim. Bu kitap herkese hizmet etsin istedim.
- Çölyak hastaları lezzetli yemekler yiyebilir mi peki?
Kitapta gurme lezzetlere yer verdim. Bu konuda güçlük çeken insanların kendilerini mutsuz hissetmemelerini, onların da sofralarının kendilerince gurme olmasını ve hayatlarının mutlu geçmesini istedim. Bizim de Türk mutfağımız bol çeşitli ve buna hizmet edebilecek yemeklerimiz var. Ufak değişikliklerle bunu sağlayabiliriz.
- Menüsü çölyak hastalarına özel bir restoran açmayı düşünüyor musunuz?
Şu an çok yoğunum ama gelecekte neden olmasın? Bu konunun eğitimini de aldım. Çok daha ilerde bu projeyi gerçekleştirebilirim.
- Çocuklarınız hazırladığınız yemeklerden yiyorlar mı?
Çocuklar en başta beni zorlamışlardı ama onlar da artık alıştılar. Sevmedikleri besinleri onların yiyecekleri hale getirmek için bıkmadan usanmadan değişik lezzetlerde sunmaya çalıştım. En sonunda mutlaka bir tanesi mutlaka tutuyor. Sebze çok seviyorlar bunun yerleşmesi için çok uğraşmıştım ama şimde kendileri sebze yemek istiyor. Katkı maddeli gıdaları görseler dahi istemiyorlar. Bu da yerleştirmek istediğim bir konsepti.
'TÜRK MUTFAĞINDAN VAZGEÇEMEM'
- En çok hangi kültürün mutfağını seviyorsunuz?
Türk mutfağını çok seviyorum, iki ucu çok açık. Bölgesel olarak çok zengin bir mutfağız. Birkaç ansiklopedi çıkacak kadar çok çeşit yemeğimiz var. Türk mutfağından vazgeçmem. Karnıyarık, zeytinyağlı fasulye, etli dolma.
- Çok sevip de yiyemediğiniz bir yemek var mı?
Mantıyı glütensiz olarak, pirinç ya da patates unuyla açmak mümkün değil. Bu yüzden mantı yemeyi çok özlüyorum.
- Formda kalmanız sadece beslenmenize mi bağlı?
Daha çok beslenmeyle diyebilirim ama yürüyüş ve yüzmeyi de seviyorum ve mümkün olduğunca çok yapmaya çalışıyorum.
- İş ve özel hayatında nasıl bir Aslıhan Hanım var?
Kesinlikle çok detaycıyım, kitabımı 2.5 senede bitirdim. Hem iş hem de özel hayatımda her türlü detaya değinirim. Kitabın yazım aşamasında işin uzmanlarına danıştım, tariflerin hepsinin analizlerini gördüm. Hem yazım aşamasında hem de fotoğraflarda beğenmediklerimi tekrar tekrar düzenledim. İş hayatında ve özel hayatta çok titizim. Sırf bu yüzden birden fazla projeyi aynı anda kabul etmiyorum. Amacım yavaş yavaş olsun ama iyi olsun.
'EN BÜYÜK YATIRIMIMIZ ÇOCUKLAR'
- Çocuklarınıza yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Çocuklarımla müzelere, parklara gidiyoruz. Yaz tatilleri bunun için çok büyük bir fırsat. Tatilleri güzel bir şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Ayrıca sabahları okula ben hazırlar, dönüşte ben karşılarım, ödevleriyle ilgilenirim. En büyük yatırımımız onlar. Biz ebevyn olarak belli bir yere kadar onların yanındayız. Hep doğruları öğretip bir süre sonra kendilerine devretmek zorundayız.
Facebook Twitter Digg Stumble Upon Yahoo Google Delicious Ana Sayfa/ Söyleşi 04 Haziran 2011 Cumartesi, 14:57:48
Sabancı mutfakta
Glüten hassasiyeti ve besin duyarlılığı olan Aslıhan Koruyan Sabancı,HTKULÜP için mutfağa girdi. Glüten hassasiyeti ve besinlere duyarlı olan kişilere özel yemekler hazırladı.
Röportaj: Aybala ÇALIŞKAN
Fotoğraflar: Hakan YAĞCI
Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda doğal olarak bulunan, gıda sanayiinde kıvam verici olarak kullanılan ’glüten’ maddesi bazı kişilerde çölyak hastalığına neden oluyor. 2006 yılında glüten alerjisi ve besin duyarlılığı olduğunu öğrenen iş adamı Demir Sabancı'nın eşi Aslıhan Koruyan Sabancı, çölyak hastalarının lezzetli yemekler yemesi ve hayatlarını daha mutlu geçirmeleri için 'Glütensiz Gurme Lezzetler' adlı yemek kitabını kaleme aldı. İki buçuk senelik titiz bir çalışmanın ardından 2008 yılında yayınlanan kitabın, geçtiğimiz aylarda da ingilizce baskısı okuyucuyla buluştu. Yemek yapmayı çok seven ve değişik tatlar yaratmaktan keyif alan Sabancı'yı ''Sadece tarif etmek yetmez'' diyerek htkulup.com için İstanbul Marriott Asia'nın mutfağına soktuk.
- Çölyak hastalığı, glüten alerjisi ve glüten duyarlılığı Türkiye'de yeni yeni duyulmaya başladı. Bu konularla ilgili bildiklerinizi paylaşır mısınız?
Çölyak hastalığı, glüten alerjisi ve glüten duyarlılığı çok önemli ve ciddi konular. Kişinin sağlığında büyük rol oynayacak hastalıklar. Bende de glüten hassasiyeti ve besin duyarlılığı var. Çölyak hastalığı buğday, arpa, çavdar gibi tahıllardaki bulunan glüten adında proteine karşı alerjiden kaynaklanmaktadır. Çölyak hastalarının bu besinleri hiç tüketmemeleri gerekir. Hassasiyet olan kişilerde büyük reaksiyon yaratabilir. Az miktarlarda veya dönüşümlü diyet yoluyla bu besinleri tüketebilirler. Kişiler uzman doktorlarla kişiye özel beslenme programlarını ayarlamaları gerekmektedir.
- Besinlere karşı duyarlı olduğunuzu öğrendiğinizde neler hissettiniz?
Glüten hassasiyetim ve besin duyarlılığım olduğunu öğrendiğim de kesinlikle bir diyet uygulamayı düşünmedim. Testlerde hata olabileceğini düşündüm. 2006'da Türkiye'de bu konu çok bilinmiyordu, tek bir kurumda test yapılıyordu. Testler analiz için Türkiye'den yurtdışına gönderiliyordu, analiz edilecek bir kurum bile yoktu. Yurtdışına gönderilirken testlerimin bozulduğunu düşündüm; o kadar inanmadım yani. Bende olan bazı belirtilerinde gıda hassasiyetinden değil de yorgunluk hazımsızlık stres gibi bir takım dış etkenlerden dolayı olduğunu zannettim.
- Bu durumu avantaja çevirebildiniz mi?
Benim gibi yemeği seven ve bundan büyük keyif alan kişiler için büyük dezavantaj. Ama bununla yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenebiliriz. Elimizde böyle bir sorun var ve bununla ne yapabiliriz diye düşünürsek daha kolay çözüme ulaşırız. Elimizde belli malzemeler var bununla ne yemek yapabileceğimizi bilmemiz gerekiyor. İlk başta bana çok dezavantajlı bir durum gibi geldi. Daha sonra bununla mutlu olarak yaşamayı, alışkanlıklarımızı değiştirdiğimiz zaman bununla da mutlu olabileceğimizi anladım.
- Kitabı çıkarmaya ne zaman karar verdiniz?
Rahatsızlığımı 2006 senesinde öğrendikten sonra yaklaşık 8 - 9 ay özel bir diyet uygulamadım. Yurtdışından tarifler araştırdım, kaynak kitaplar aldım. O zamanlar yeterli kaynak kitap da yoktu. Mutfakla da mutlu olarak ilgilendiğim için evimde kendi tariflerimi oluşturmaya başladım ve defterime yazmaya başladım. Böylelikle evimde kendi tariflerimi oluşturmaya başladım. İki buçuk senelik ciddi bir çalışmadan sonra kitabımı çıkardım.
- Çölyak hastalığıyla ilgili diğer kaynakların çoğalmasında kitabınızın öncülük ettiğini düşünüyor musunuz?
Kitabımdan sonra daha çok kaynak çıktı diyebilirim. Benim kitabım çıktıktan sonra değerli profesörlerin yemek kitapları çıktı. Bu benim için çok büyük bir gelişme... Gündem oluşturduğumu düşünüyorum. Bu konuda bilinç arttı. Kaynaklar ve çözümler arttı. Gelecekte bu konuda başka yemek kitapları da yazabilirim.
- Geçtiğimiz aylarda kitabı ingilizce olarak yeniden yazdınız değil mi?
İngilizce baskısını baştan yazdım. Çeviri de yanlış anlaşılmalar olabiliyor, o yüzden bayağı uzun sürdü. İnşallah İngilizceden başka dillere de çevrilir. Yurtdışından talep üzerine ingilizcesini de yazdım. Türk mutfağımız çölyak hastalarına da yurt dışında da hizmet verebilecek. Bende büyük bir mutlulukla kabul ettim.
- Tariflerde kullanılan malzemeler her yerde kolay bulunabiliyor mu?
Kırsal kesimin ulaşamayacağı glutensiz un, kestane unu yumurta tozu glutensiz biskuvi gibi malzemeleri kullanmadan; her yerden temin edilebilecek malzemelerle yemekleri tarif etmeye dikkat ettim. Bu kitap herkese hizmet etsin istedim.
- Çölyak hastaları lezzetli yemekler yiyebilir mi peki?
Kitapta gurme lezzetlere yer verdim. Bu konuda güçlük çeken insanların kendilerini mutsuz hissetmemelerini, onların da sofralarının kendilerince gurme olmasını ve hayatlarının mutlu geçmesini istedim. Bizim de Türk mutfağımız bol çeşitli ve buna hizmet edebilecek yemeklerimiz var. Ufak değişikliklerle bunu sağlayabiliriz.
- Menüsü çölyak hastalarına özel bir restoran açmayı düşünüyor musunuz?
Şu an çok yoğunum ama gelecekte neden olmasın? Bu konunun eğitimini de aldım. Çok daha ilerde bu projeyi gerçekleştirebilirim.
- Çocuklarınız hazırladığınız yemeklerden yiyorlar mı?
Çocuklar en başta beni zorlamışlardı ama onlar da artık alıştılar. Sevmedikleri besinleri onların yiyecekleri hale getirmek için bıkmadan usanmadan değişik lezzetlerde sunmaya çalıştım. En sonunda mutlaka bir tanesi mutlaka tutuyor. Sebze çok seviyorlar bunun yerleşmesi için çok uğraşmıştım ama şimde kendileri sebze yemek istiyor. Katkı maddeli gıdaları görseler dahi istemiyorlar. Bu da yerleştirmek istediğim bir konsepti.
'TÜRK MUTFAĞINDAN VAZGEÇEMEM'
- En çok hangi kültürün mutfağını seviyorsunuz?
Türk mutfağını çok seviyorum, iki ucu çok açık. Bölgesel olarak çok zengin bir mutfağız. Birkaç ansiklopedi çıkacak kadar çok çeşit yemeğimiz var. Türk mutfağından vazgeçmem. Karnıyarık, zeytinyağlı fasulye, etli dolma.
- Çok sevip de yiyemediğiniz bir yemek var mı?
Mantıyı glütensiz olarak, pirinç ya da patates unuyla açmak mümkün değil. Bu yüzden mantı yemeyi çok özlüyorum.
- Formda kalmanız sadece beslenmenize mi bağlı?
Daha çok beslenmeyle diyebilirim ama yürüyüş ve yüzmeyi de seviyorum ve mümkün olduğunca çok yapmaya çalışıyorum.
- İş ve özel hayatında nasıl bir Aslıhan Hanım var?
Kesinlikle çok detaycıyım, kitabımı 2.5 senede bitirdim. Hem iş hem de özel hayatımda her türlü detaya değinirim. Kitabın yazım aşamasında işin uzmanlarına danıştım, tariflerin hepsinin analizlerini gördüm. Hem yazım aşamasında hem de fotoğraflarda beğenmediklerimi tekrar tekrar düzenledim. İş hayatında ve özel hayatta çok titizim. Sırf bu yüzden birden fazla projeyi aynı anda kabul etmiyorum. Amacım yavaş yavaş olsun ama iyi olsun.
'EN BÜYÜK YATIRIMIMIZ ÇOCUKLAR'
- Çocuklarınıza yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Çocuklarımla müzelere, parklara gidiyoruz. Yaz tatilleri bunun için çok büyük bir fırsat. Tatilleri güzel bir şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Ayrıca sabahları okula ben hazırlar, dönüşte ben karşılarım, ödevleriyle ilgilenirim. En büyük yatırımımız onlar. Biz ebevyn olarak belli bir yere kadar onların yanındayız. Hep doğruları öğretip bir süre sonra kendilerine devretmek zorundayız.
Subscribe to:
Posts (Atom)